Hacamat nedir

Damarları keserek veya deriye sülük yapıştırarak yüzeysel kan damarlarından kan alınması. Dünyanın en eski tedavi metodlarından biri olan hacamatın nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir. Ancak yapılan incelemeler ilkel insanların bile sivri taşlar, dikenler ve kemiklerle hastalardan kan akıttıklarını ortaya koymuştur.

Hacamatla ilgili en eski bilgilere M.Ö. 2000 yıllarından kalma Mısır papirüslerinde rastlanmaktadır. Bu yazılardan, Mısırlı rahip doktorların hacamatı yaygın bir şekilde uyguladıkları anlaşılmaktadır. Daha sonraları Babilli rahiplerin de hastalardan kan aldıkları, hatta bu kan örneklerinden teşhislere vardıkları bilinmektedir. Eski İbraniler ve Hintliler de hacamat tekniğini geliştirmişlerdir.
Bir tedavi metodu olarak hacamata Avrupa?da ilk kez, Hippokrates (M.Ö. 460370)’in çalışmalarında rastlanmaktadır. Hippokrates?in koyduğu kuralların en önemlisi hacamatı uygulayan doktorun, hastanın gücünü göz önünde bulundurması, yani kan kaybına dayanabilecek kadar güçlü olduğundan emin olmasıydı. Ayrıca, hacamatın ancak ivegen hastalıklarda uygulanması salık veriliyordu. Çünkü süreğen hastalıklarda yapılan hacamat hastayı tehlikeli ölçüde zayıf düşürüyordu. Hippokrates?in Romalı meslektaşı Aulus Cornelias Celsus da benzer öğütler vermişti. Yunan hekimi Galenus, Hippokrates ve Celsus?un görüşlerini geliştirerek, hacamatı tetanos, idrar kesilmesi, migren, isteri, sara ve anjin döpuatrin gibi hastalıkların şifası olarak hastalarına salık vermiştir. Galenus?un kitabında hacamat sırasında alınacak kanın miktarı ve vücudun neresinden alınması gerektiği konusunda bilgiler bulunmaktadır. Galenus?un ortaçağa Arap, Fransız, İtalyan ve Alman doktorları üzerinde büyük etkisi olmuş ve hacamat çok geçmeden yalnız tedavi amacıyla değil, hastalığı önleyici bir metod olarak da sık sık kullanılmıştır.

Hacamat, Rönesans boyunca geçerli bir tedavi metodu olarak kaldı ve varlıklı kimselerin çok ilgisini çekti. İtalya?da zengin aileler için özel olarak yapılmış kan toplama bardakları vardı. Hacamatın böylesine yaygınlık kazanması sonucu sağlıklı insanlar bile kan aldırmaya başlamışlardı. 1628 yılında William Harvey?in kan dolaşım sistemini tanımlaması da, bu yanlış uygulamanın önüne geçemedi.
XIX. yüzyıl başları ise hacamatın en fazla uygulandığı dönem oldu. Ancak, daha sonraları etkili tedavi metodlannın geliştirilmesi hacamata başvuranların sayısını önemli ölçüde azalttı. Günümüzde bazı geri toplumlarda vücudundan kan aldırmak için, bu işi geçim yolu haline getiren kişilere başvuranlar vardır; bu toplumlarda göllerden sülük tutup şişeler içinde satmak önemli bir kazanç yoludur.

Sülük genellikle kimi göz ve beyin hastalıklarında, kalp yetmezliğinde, flebitte uygulanır. Her sülük yaklaşık olarak 15 gr. kan emer. Yeterli bir sonuç için en az 10 sülük gereklidir. Sülük vücuda yapıştırılmadan önce deri yıkanmalı, sonra sütle ya da şekerli suyla silinmelidir. Sülükler bir tüple vücuda yapıştırılır. Bir saat geçtikten sonra deriden ayrılmayacak olurlarsa, tuzlu suyla deriden kopmaları kolaylaştırılır.
Damar keserek kan almaya ise akciğer ödemlerinde, kalp sağ kulakçığı yetmezliğinde, yüksek tansiyonda, beyin inmesinde ve üre mide başvurulur. Bunun İçin yüzeydeki bir toplardamara şırınga sokularak yeteri kadar kan alınır.